Harf seç
Z
Zâbıta
ضابطه1.Küllî olmayıp, hususî bir meseleye dair kâide. 2.Bir şeyin zabt ve rabtına memur olan veya hizmet eden şey; belediye kolluk kuvveti.
ArapçaZabt
ضبط1.Koruma, sıkı tutma. 2.İdaresi altına alma, kendisine mal etme. 3.Anlama. 4.Bir hadîs râvîsinin uyanık ve dikkatli olması; ezberlediği hadîsi hatasız…
ArapçaZâd
زادAzık, erzak.
ArapçaZâde
زادهOğul.
FarsçaZafer
ظفرDüşmana karşı galip gelme. Kim bulur zor ile maksûduna dâim zafer, Gelir elbet zuhûra ne ise hükm-i kader! (Lâedrî)
ArapçaZâhib
ذاهب(A. Zehâb’dan) 1.Gidici, giden. 2.Bir fikir veya zanna kapılan.
Zâhid
زاهد1.Zühd sahibi; kıymet vermeyen, değer vermeyen, aldırmayan. (Kafile Mısır’a vardığında) onu (Yûsuf ’u) değersiz bir pahaya, sayılı birkaç dirheme satt…
ArapçaZâhir
ظاهر1.Zuhur eden, açık, görünen, dış görünüş, insanın dış görünüşü. Bâzı kimseler, güzellikleriyle tekebbür ederler. Hâlbuki güzellik insanda kalıcı değil…
ArapçaZahîre
ذخيرهİhtiyaç için anbarda saklanan hububat.
ArapçaZâhiren
ظاهراGörünüşe göre; görünüşte; âşikâre; meydanda olarak.
ArapçaZâhir Haberler
ظاهر خبرلرHanefî mezhebinin, İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe ve talebelerinden gelen kuvvetli, güvenilir haberleri. Usûl haberleri. Zâhirü’r-Rivâye.
TürkçeZâhirî
ظاهرى1.Görünen, görünürdeki. 2.Ebû Dâvûd Zâhirî’nin mezhebine mensub.
ArapçaZâhirî İlimler
ظاهرى علملرOkuyarak, çalışarak ve araştırarak elde edilen, öğrenilen ilimler. Kelâm, tefsir, fıkıh gibi din bilgileriyle; mantık, matematik, fizik, kimyâ, biyolo…
TürkçeZâhiriyye
ظاهريهKur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerin zâhir, görünen mânâlarına itibar edip, kıyâsı kabul etmeyen ve 270 (M. 883) senesinde Bağdad’da vefat eden Dâvûd…
ArapçaZâhir Mânâ
ظاهر معنىLafızdan (sözden) anlaşılan, açık, görünen mânâ.
TürkçeZahr
ظهرArka, sırt; bir şeyin arka tarafı, gerisi.
ArapçaZâid (zâide)
زائد(A. Ziyâde’den) 1.Artan, artıran. 2.Lüzumsuz, gereksiz. 3.Matematikte artı işareti.
Zâil
زائل(A. Zevâl’den) 1.Zevâl bulan, sona eren, devamlı olmayan. 2.Geçen, geçmiş olan.
Zâir
زائرZiyaret eden.
ArapçaZâkir
ذاكر1.Zikreden, anan, hatırlayan. 2.Tasavvufta, zikir meclislerinde zikir âyinini idare eden, ilâhîler okuyup zikredenleri coşturan kimse.
ArapçaZâlim
ظالم1.Zulm eden, haksızlık eden, insanlara kötülük yapan. 2.Allahü teâlâya inanmayan, kâfir. Allahü teâlâ zâlimleri sevmez. (Âl-i İmrân sûresi: 57, 140) A…
ArapçaZalûm
ظلومÇok zâlim. İnsan zalûmdur. (İbrâhim sûresi: 34; Ahzâb sûresi: 72)
ArapçaZamân (damân)
ضمانKefil olma, zâmin olma; bir şeyin mislini veya bedelini ödemek üzere garanti verme.
ArapçaZamân-ı Amel
ضمان عملÜzerine alma; deruhte etme.
ArapçaZamân-ı Derek
ضمان دركBirinin satın aldığı mala bir hak sahibi çıkıp elinden alacak olursa, onun bedelini müşteriye tazmin etmek üzere satıcının veya üçüncü birinin kefil o…
ArapçaZamân-ı Garûr
ضمان غرورMuvazaa akdi zımnında bir kimsenin, bir şahsı aldatmış olması ve zararını zâmin olması.
ArapçaZamân-ı Halâs
ضمان خالصBirinin satın aldığı mala bir hak sahibi çıkıp elinden alacak olursa, onu kurtarıp kendisine teslim etmek üzere satıcının veya üçüncü birinin kefil ol…
ArapçaZamân-ı Mebî‘
ضمان مبيعSatılan bir şey henüz müşteriye teslim edilmeden satan şahsın elinde telef olursa; satıcının kabzettiği semeni müşteriye iade etmesi.
ArapçaZamân-ı Menfe‘at
ضمان منفعتGasb yoluyla, yani sahibinin izni olmaksızın kullanılan malın menfe‘atini ecr-i misl (emsal kirâ) yoluyla ödeme.
ArapçaZaman (zemân)
زمانVakit, devir, çağ, mevsim, an. İcârenin sahih olması için, ücretin ve menfaatin bildirilmesi şarttır. Mekânın ve tarlanın menfaati, zaman bildirmekle…
Arapça