Burhân-ı İnnî
Tanım
İnneli (elbetteli) delil. Eserden müessire (o eseri yapana), sanattan sanatkâra ve netîceden sebebe götüren ve kelâm (akâid) ilminde ekseriyetle kullanılan delil.
“Âlem hâdisdir (sonradan var olmuştur). Her hâdisin bir sânî‘i (yapanı) vardır” cümleleri, ispat edilmek istenen “Âlemin sânî‘i (yaratıcısı) Allahü teâlâdır” sözü için burhân-ı innîdir.
(Mevâkıf)
Allahü teâlâyı delîlsiz, vesîlesiz olarak tanıdım. Dahâ doğrusu, delîlleri, Allahü teâlâ vâsıtası ile tanıdım. Çünki, herşeyin delîli, herşeyin varlığını gösteren Onun varlığıdır. Onu gösteren birşey yokdur. Çünki delîl olanın, gösterenin, gösterilenden dahâ çok meydânda olması lâzımdır. Ondan dahâ açıkda ne vardır? Çünki herşey, Onunla meydândadır. Herşeyin varlığı Ondandır. O, kendini de, herşeyi de göstermektedir. Bunun içindir ki, Rabbimi, Rabbim vâsıtası ile tanıdım ve herşeyi Onunla tanıdım deriz. Böyle olduğu münâzara ilmindeki (Limmî) üsûlü ile anlaşılmaktadır. Âlimlerin çoğuna göre (İnnî) delîli ile anlaşılır. [(Limmî), Limmeli ya’nî (Niçinli) demektir. Niçin sorularını cevâblandırmak lâzım olur. İnnî, inneli ya’nî (Elbetteli) demektir.] Belli olduğu için, niçin demeğe lüzûm yokdur. Delîlin Limmî veyâ innî olması görüş ayrılığındandır. Doğrusu ise, burada delîl aramanın yeri yokdur. Çünki, Allahü teâlânın varlığı meydândadır. Meydânda olmasında hiç şübhe yokdur. Herşeyden dahâ açıkdır. Ancak, kalbi hasta, gözünde perde olan anormal kimse göremez. Herşey, açıkdaki beş duygumuz ile anlaşılır. Hepsinin varlığı, Allahü teâlâdandır. Böyle olduğunu anlamıyanların çoğu, hasta kimselerdir. Onların hasta olması, böyle olmasına zarar vermez.
(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî)