Ümmî
Tanım
1.“Annesinden doğduğu gibi” mânâsına kitap okumamış, yazı yazmamış, kimseden ders görmemiş kişi. 2.Allah tarafından yetiştirilen, terbiye edilen.
Onlar ki, yanlarında bulunan Tevrat ve İncîl’de ismini yazılı buldukları O ümmî resûle tâbi olurlar. O (Resûl) kendilerine iyiliği emrediyor, kötülükten sakındırıyor... (Resûlüm) de ki: “Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize gelen, Allah’ın peygamberiyim. O Allah ki, yer ve göklerin tasarrufu (idâresi) O’nundur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, öldürür ve diriltir. Onun için hem Allah’a hem de bütün kelimelerine îmân eden O ümmî peygambere, resûlüne îmân edin ve O peygambere uyun ki, doğru yolu bulasınız.”
(A‘râf sûresi: 157-158)
Ben ümmî, doğru ve tertemiz peygamberim. Beni yalanlayan ve benden yüz çevirene yazıklar olsun. Beni barındıran, bana yardım eden, sözümü tasdik eden ve benimle beraber cihad edenlere müjdeler olsun.
(Hadîs-i şerîfİbni Sa‘d)
Biz ümmî bir milletiz. Hesab bilmeyiz. Hilâli görür oruç tutarız, hilâli görür iftar ederiz.
(Hadîs-i şerîf-Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî)
Resûlullah aleyhisselâm ümmî idi. Mekke’de doğup, büyüyüp belli kimseler arasında yetişip seyâhat etmemiş iken, Tevrat’ta, İncîl’de ve Yunan ve Roma devirlerinde yazılmış kitablarda bulunan bilgilerden, hâdiselerden haber verdi.
(Mevâhib-i Ledünniyye)