Müteşâbih
Tanım
(A. Şibh’den) 1.Birbirine benzeyen iki şeyden her biri. 2.Mânâsı açık olmayan lafz. Kur’ân-ı kerîm âyetleri ve hadîs-i şerîfler iki nev‘dir. Bunların bir kısmının mânâsı açıktır. Bunlar muhkemdir. Bir kısmının mânâsı ise, açıkça anlaşılmaz. Bunlar, ayrıca tefsire, izaha muhtaçtır. Bunlara müteşâbih adı verilir. Bunları tefsir etmek mecburiyeti, İslâm dininde ictihâd müessesesinin kurulmasına sebeb olmuştur.
Sana Kur’ân’ı indiren O’dur (Allah’tır). Bunun bir kısım âyetleri açık ve kesindir. Bunlar Kur’ân’ın esâsıdır. Diğer bir kısım âyetler de vardır ki müteşâbihdir. İşte kalblerinde şüphe bulunanlar, fitne aramak ve te’vîline gitmek için Kur’ân’ın müteşâbih âyetlerine uyarlar. Hâlbuki, o müteşâbihin te’vîlini yalnız Allah bilir. İlimde derinleşmiş olan kimseler ise; “Biz ona (müteşâbihe) inandık. Açık ve kapalı bütün âyetler rabbimiz tarafındandır” derler. Bunları ancak akılları tam olanlar iyice düşünür.
(Âl-i İmrân sûresi: 7)
Muhkem olan (mânâsı açık olan âyetlere) uyunuz. Müteşâbihâta inanınız.
Bunlara inandık hepsini rabbimiz bildirmiştir deyiniz.
(Hadîs-i şerîf-Hâkim)
Müteşâbih iki kısımdır. 1) Lafzı (sözü) müteşâbih olan âyetler olup yirmi dokuz sûrenin evvellerindeki Sâd, Tâhâ, Elîf lâm mîm, Yâsîn gibi harflerdir. 2) Mânâsı müteşâbih olan âyetlerdir ki, görünen mânâsını vermek günah olur. Meselâ İsrâ sûresinde; “Allah’ın eli onların ellerinin üstündedir” meâlindeki âyet-i kerîme gibi. Allahü teâlâ bununla neyi murâd ediyor ise öylece inandım demelidir. Bunun mânâsını ben anlayamam, ancak Allahü teâlâ bilir demek en iyi yoldur. Müteşâbih âyetlerin mânâsını ancak Allahü teâlâ ve Allahü teâlânın kendilerine İlm-i ledün ihsân ettiği derin âlimler, bildirdildiği kadar anlayabilir. Meselâ tefsir âlimleri müteşâbihâttan olan “el” kelimesine “kudret, gücü yetmek” mânâsını vermişlerdir.
(Kâdızâde-Âmentü Şerhi)