Müellefe-i Kulûb (müellefetü’l-kulûb)

مؤلفۀ قلوبArapça

Tanım

“Kalbleri te’lif edilmek (İslâmiyet’e ısındırılmak) istenenler” mânâsına Kur’ân-ı kerîmde zekât verilecek sekiz sınıftan biri olarak sayılan; kalblerine îmân yerleştirilmesi istenilen veya kötülükleri önlemek istenilen bazı kâfirler ile yeni îmân etmiş olan bazı zayıf Müslümanlar.

Hazret-i Ebû Bekr zamanında, beytülmâl emîni olan Hazret-i Ömer, müellefe-i kulûba zekât vermeyerek; “Kâfirlerin kalblerini yumuşatmak emri, Allahü teâlânın va‘d ettiği zafer ve gâlibiyyet başlamadan evvel, kâfirlerin azgın olduğu zamanda idi. Şimdi ise, Müslümanlar kuvvetlenmiş, kâfirler mağlup ve âciz olmuştur. Şimdi kâfirlerin kalblerini mal ile kazanmaya lüzum kalmamıştır” buyurdu ve Resûlullah’ın Yemen’e vâli olarak gönderdiği Muaz bin Cebel’e söylediği; “Zekâtı Müslümanların zenginlerinden alıp, Müslümanların fakirlerine ver!” hadîsini okudu. Böylece müellefe-i kulûba zekât verilmesi emrinin neshedildiği anlaşılmış oldu. Halîfe ve Eshâb-ı kirâmın hepsi bunu kabul ettiler; artık bunlara zekât verilmemesi için icmâ hâsıl oldu. İslâmiyet’e yardım için, düşmanın zararını önlemek için onlara mal, para her zaman ödenir. Fakat beytülmâlin zekât bölümünden değil, başka bölümünden ödenir. Görülüyor ki, müellefe-i kulûb denilen kimselere ödeme yapılması yasak edilmemiş, onlara zekât verilmesi yasak edilmiştir.

(İbni Âbidîn)

Paylaş

Benzer Kelimeler