Mücâhede
Tanım
(A. Cehd’den). 1.Uğraşma; çarpışma. 2.Din uğruna düşmanla mücâdele etme; nefse zor gelen işleri yapma.
Bizim uğrumuzda mücâhede edenlere gelince, elbette biz onlara yollarımızı gösteririz. Şüphesiz ki Allah, her hâlde muhsinlerle (iyilik edenlerle) beraberdir.
(Ankebût sûresi: 69)
Gerçek mü’minler; Allahü teâlâya ve Resûlüne îmân edip, sonra şüphe etmeyerek, Allah uğrunda mal ve canlarıyla mücâhede edenlerdir. İşte sâdık olanlar bunlardır.
(Hucurât sûresi: 15)
İnsanların en efdali, canı ve malı ile Allah yolunda mücâhede eden mü’mindir.
(Hadîs-i şerîf-Buhârî, Müslim)
Nefsin İslâmiyet’in dışına taşmasını önlemek için, onunla iki cihâd vardır: Birincisi, ona uymamak, onun arzularını yapmamaktır. Buna, riyâzet çekmek denir. Riyâzet, vera‘ ve takvâ ile olur. Takvâ, harâmlardan sakınmaktır. Vera’ haramlardan ve mübâhları ihtiyaçtan fazla kullanmaktan da sakınmaktır. Cihâdın ikincisi, onun istemediği şeyleri yapmaktır. Buna mücâhede denir. Bütün ibâdetler mücâhededir. Bu iki cihâd, nefsi terbiye eder. İnsanı olgunlaştırır. Ruhları kuvvetlendirir. Sıddıkların, şehidlerin ve sâlihlerin yoluna kavuşturur. Allahü teâlâ kullarının ibâdetlerine muhtaç değildir. Kullarının günah işlemesi O’na hiç zarar vermez. Kullarının nefslerini terbiye etmek, nefsle cihâd etmek için bunları emretmiştir.
(Berîka)