Kârûn
Tanım
İsrâiloğullarında zenginliği ile meşhur ve sonradan faydasız zenginliğin sembolü olan kişi. Hakikatte Kârûn Mûsâ’nın (aleyhisselâm) kavminden idi. Fakat onlara karşı azgınlık etti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki onların anahtarları(nı taşımak) dahi güç sahibi bir topluluğa ağır gelirdi. Hani kavmi ona şöyle demişti: “Şımarma, çünki Allah şımaranları sevmez. Allah’ın sana verdiği ile âhiret yurdunu ara! Dünyadan da nasibini unutma! Allah sana ihsan ettiği gibi sen de ihsan et! Yeryüzünde de fesat isteme. Çünki Allah fesat çıkaranları sevmez.” Dedi ki: “Bu bana ancak bende olan bir ilim dolayısıyla verilmiştir.” O bilmedi mi ki şüphesiz Allah, ondan önce kuvvetçe kendisinden daha güçlü, topladıkları mal daha çok nice nesilleri helâk etmiştir? Suçlulara günahları sorulmaz. Derken ziyneti içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler dediler ki: “Keşke Kârûn’a verilen gibi, bize de verilseydi. Gerçekten de o büyük bir nasip sahibidir.” Kendilerine ilim verilenler ise dediler ki: “Vah size! Îmân edip sâlih amel işleyenler için Allah’ın sevabı daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur.” Sonra Biz, onu da evini de yere geçirdik. Allah’a karşı kimse ona yardım edemedi. Dün onun yerinde olmayı temenni edenler, sabah şöyle diyorlardı: “Hayret, demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı genişletir ve daraltır! Eğer Allah bize lütfetmeseydi, bizi de elbette yere geçirirdi.
Hayret, demek ki kâfirler ıslah olmazlar!”
(Kasas sûresi: 76-82)
Kârûn, Mûsâ aleyhisselâmın ümmetinden ve akrabâsından idi. Ondan kimyâ öğrenerek, çok mal mülk sahibi oldu. Tevrat’ı pek iyi okurdu. Fakîr iken iyi huylu idi. Zengin olunca kibirli oldu. Emrolunan zekâtı vermedi. Mûsâ benimle zinâ etti demesi için bir kadına iki kese altın verdi. Kadın, herkesin arasında, Allah’tan korkarak doğruyu söyledi. Kârûn, bütün malı ile yere battı.
(Tefsir-i Kurtubî)