Sülûk Yolu
Tanım
Tasavvufta, Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için tutulan yollardan biri olup, bir rehberin irşadı vasıtasıyla kemale kavuşmayı ifade eder.
(Bkz. Vilâyet Yolu) İnsanı Allahü teâlânın sevgisine kavuşturan yol ikidir. Biri nübüvvet yolu olup, aslın aslına kavuşturur. Eshâb-ı kirâmın hepsi, bu yoldan vâsıl oldular. Sonra gelenlerden pek az zât da, bu yoldan ermiştir. Bu yolda sebebe, vâsıtaya lüzum yoktur. Sâlik, kâmil bir zâtın sohbetinde kemâle geldikten sonra, feyzi asıldan alıp ilerler. İkinci yol, vilâyet yoludur. Kutblar, evtâd, nücebâ, büdelâ ve diğer bütün evliyâ bu yoldan kavuşmuştur. Bu yola sülûk yolu da denir. Bu yolda, vâsıta, aracı lâzımdır. Her iki yolun reisi ve rehberi Resûlullah’tır. Vilâyet yolunun imâmı, feyz kaynağı, Hazret-i Ali’dir. Bu yolda, Resûlullah onu vekîl etmiştir. Hazret-i Fâtıma ve Hasen ile Hüseyn onunla ortaktırlar. Bunlardan sonra, sıra ile On iki imâma verildi. On iki imâmın sonuncusu olan Muhammed Mehdî’den sonra başkasına verilmedi. Bütün evliyâya feyz ve hidâyet bunlardan gelmeye devam etti. Abdülkâdir-i Geylânî kemâle gelince, bu makam ona verildi. Vefâtından sonra da kıyâmete kadar, herkese, feyz, rüşd ve hidâyet, onun rûhâniyetinden gelmektedir.
(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî)